BURUNOTİ NE Kİ?

Efenimm merhabalar, 3 aydır el değdirmediğim sayfalarımın dümenini yeniden elime aldım.
Uzuuun süredir peşpeşe gelen aksilikler silsilesinin nispeten yavaşladığı şu anlarda, bendeniz kar gibi beyaz bomboş sayfaya aval aval bakarken, parmaklarım  kendiliğinden bir şekilde tuşlara basıyor.
Kurban bayramından bu güne "Atıl" durumda olan blog sayfalarımda yine yeni bir yazı ile karşınızdayım.

Neyse işin evvel zaman içinde, kalbur saman içinde kısmını geçip yazıma başlayayım.
Ne çıkacak bende merak ediyorum doğrusu....

İnsanın geçmişiyle olan bağı; kültürel mirasın en önemli bileşeni olan "Ana dili" ile olur.
Sen ana dilini değiştirirsen, bayağı bulursan,  başka kültürlerin dillerini kullanmaya özenirsen dünya nazarında komik duruma düşersin...
-----------------------------------------------------------
Şimdi bile okuyucuların bir çoğu "Burunoti ne ki?" şeklinde bir başlık görünce yazımın İtalyan giyim markası olan Brunotti ile alakalı olduğunu düşünmüştür. Halbuki yanından bile geçmiyor.. buyuralım bakalım "Burunoti" ne imiş.
---------------------------------------------------------
Evvel zamanda babamdan dinlediğim ve o zamanın muhalif gazetelerinde oldukça ti' ye alınan gerçek yaşanmış olaydır.



Efenimmmm, tarihini vermeyeceğim ki; vaka'nın geçtiği dönem belli olmasın. 

Dönemi de belli olmasın ki, o devirdeki siyasi otorite hiçççç belli olmasın..

NOT: Prensip olarak siyasi yazılar yazmıyorum. Benim işim kişiler ile, kurumlar ile ya da ne bileyim siyasi partiler ile değil; Zihniyetin kendisi ile ilgili. Bu paylaşımımı da siyasi olarak algılamaktan ziyade, "ZİHNİYETİN ÇEKİLMİŞ BİR RESMİ". Olarak değerlendirip, yazımı bu minval üzere okumanız tavsiye olunurrrrrr. :)

Fi tarihinde ismi lazım değil, Avrupalı hatırı sayılır bir devlet adamı resmi temaslar için Ülkemize geliyor.
Bizimkilerin yabancı sevdası bir başka o dönemlerde.

Haşmetmeap Hazretleri [ kısaca Haşmet olarak anılacaktır. :) haha haha 😁 ]
uçaktan iner inmez mehter takımı, bando mızıka takımıyla karşılanıyor.

Bizimkilerde bi hürmet, bi kırılma bükülmeler, bi el pençe divan durmalar sormayın gitsin..

İlk gün adetten olduğu üzere,
geleneksel konukseverliğimizi göstermek için bizim kelli-felli göbekli karşılama heyeti Haşmet'e özel ihtimam gösteriyorlar kız kulesi, boğazda rakı balık, Sultanahmet, vb. vb. gezdiriyorlar.

Haşmet gösterilen ilgiden son derece memnun. Sohbet ilerliyor, samimiyet-kaynaşma ayyuka çıkmış. Haşmet bir ara heyettekilere diyor ki;
- "Annemin benden bir siparişi vardı, hazır İstanbul'a gelmişken onuda alayım."

Haşmet'in annesi oğlunun İstanbula gideceğini duyunca ona "Oğlum gitmişken bana da oradan bir burunoti getiriver" demiş.

Haşmet bizimkilere ricasını bildirince;
Herkes birbirinin suratına bakıyor. "Burunoti nedir" kimse bilmiyor.

Ortalık bir anda buz kesiyor..    Burunoti'nin ne olduğunu bilen yok!
Haşmet'e de soramıyorlar istediğiniz tam olarak nedir? diye. Sorulur mu hiç??

-"Tabi efendim" diyorlar nasıl tensip buyurursanız.
-Derhal tedarik edeceğiz.
Burunoti denen şeyi bulmak o andan itibaren devlet meselesi oluyor..
Ya bulunamazsa???
HafazanAllah  Devletin itibarı iki paralık olur..
.........
Ertesi gün Haşmet resmi görüşmelere başlıyor. Resepsiyonlar arka arkaya.
Ziyaretler falan feşmekan..

Haşmet temaslar ile yoğun bir şekilde meşgulken;
Bizim heyet fırsat bu fırsattır deyip,  yaldır yaldır "burunoti" bulma telaşına düşüyor.

-Acaba tatlı olabilir mi bu? diyorlar.
Koca koca kelli-felli göbekli adamlar işi gücü bırakıp tatlıcıları gezip burunoti arıyorlar.
Tatlıcılar fısss çıkıyor.

-Ermeni, Musevi, Rum vatandaşlar'a soruluyor, bu sizden bir şey midir diye..
sonuç : Tıss..
onlar da ne olduğunu  bilemiyorlar.

-Heyetten bi akıllı: "bu olsa olsa baharattır" diyor. Tabii yaa doğu ülkelerinden ne gelir??
ya baharat gelir yada ipekli kumaş.

Mısır çarşısı
Tarihi Mısır Çarşısı
Tutuyorlar Mısır çarşısının yolunu.
Bir kaç baharatçıya yoklama çekiyorlar,
I-ıhh. yok yokk yoookkkkkk

Tam ümidi kesip oradan da ayrılacaklarken, yaşlı bir baharatçı diyor ki;

-Bu olsa olsa "BURUN OTU" dur herhalde diyerek bir kutu -Enfiyye- veriyor bunlara.
Bizimkiler enfiyye'yi alıyorlar almasına da, durumdan yine de umutsuzlar..

Ertesi gün Haşmet ülkesine dönecek,
bizimkiler utana sıkıla Haşmetin yanına gelip:

 -Ekselansları, aradığınız "burunoti" yi bulduk ama bundan pek emin değiliz... sizin istediğiniz tam olarak neydi? diyerek eğrile büğrüle soruyorlar..

Haşmet diyor ki:
-Aslında ne olduğunu ben de bilmiyorum, Annem sipariş etti sadece...

Bizimkiler çaktırmadan bir oh çekip, ellerindeki enfiyye' yi de Haşmete kakalayıp uçağa bindirip uğurluyorlar.
---------------------------------

1) İşin saşırtan tarafı
Tam olay küllenmişken unutulmuşken 2-3 ay kadar sonra Haşmet'ten özel mektup geliyor heyetten bilmem kim bey'e.
Annesi gönderilen enfiyye den pek memnun olmuş teşekkür ediyormuş.
Avrupa Aristokrat tayfasında enfiyye kullanımı pek yaygın imiş, Annesi'de keskinliği ve kalitesi yüzünden Türk tütününden yapılanı tercih ediyormuş, Avrupada Türk tütünü ile yapılanı bulmak zor oluyormuş..
falan filan bla bla blaaaa....

Şimdi gelelim, sadede:
Sen kendi dilinden utanırsan, ötelersen, zaten günlük kullandığın 300 kelimeyi birde yabancı dillerdeki karşılığıyla kullanırsan kendi öz kültürüne Fransız kalırsın..

Senin kullanmadığın ve lügatından düşürüp çıkardığın
ve yerine Arapların kullandığı "enfiyye" sözcüğünü tercih ettiğin "BURUN OTU"
bilmem kaç bin kilometre ötede Avrupanın göbeğinde bozuk telaffuz ile dahi olsa Türkçe olarak anılıyorsa ve sen ana vatanında, ana dilinde bunu anlayamıyorsan sende ters giden birşeyler var demektir arkadaş..
İşin özü sözü bu.....

2) İşin daha da şaşırtan tarafı
Bizim Burun otu yerine kullanmayı tercih ettiğimiz Arapça Enfiyye sözcüğünü, Araplar da Türkçesi ile kullanıyorlarmış..
Onlarda kendi dillerinde enfiyye demek yerine işgüzarlık edip Türkçe şekli ile "BURUN OT" diyorlarmış..
Kim bilir belki bir gün onlara da bir Haşmet gelip, Arapça şekliyle enfiyye istiyorum dediğinde iki ayakları bir pabuça şıkışır. Bakışırlar, panik yaparlar.


Bu arada büyük fedakarlıklarla
"memleketin itibarını iki paralık olmaktan kurtaran"
o heyete de kocaman
ALKIIIIIŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ


TÜRK DİL KURUMU sayfalarından enfiye tanımına bakabilirsiniz.
Enfiyye (TDK) bkz: BURUN OTU...


BURUNOTİ NE Kİ? BURUNOTİ NE Kİ? Reviewed by Ephendy on Aralık 24, 2017 Rating: 5

2 yorum:

  1. Bayıldım bu yazdıklarınıza.. okurken "basbayağı burun otu işte bu" dedim ama yine de temkinli davrandım :)) yabancılaşma had safhada, hatta geçmiş olsun bile diyebiliriz. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Momentos, değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      Sil

Lütfen değerli yorumlarınızı paylaşın..
Yorumlarınıza mutlaka dönüş yaparım, ama biraz zaman alabilir...

Blogger tarafından desteklenmektedir.